Sevgili Metin Karabaşoğlu nun aşağıdaki yazısı, genelde dünyaya, dünyalık olanlara, özelde eşyaya karşı duruşumuzdaki güzellik ve çirkinlik algılarımız konusunda hikmetli bir ders veriyor. Neye talip olmamız gerektiğini anlamak için “dünya” ya bakmayı aşıp “dünyadan” bakmayı başarmamız gerekiyor. Dünyaya bakanlar ancak dünyadan nasiplerini artırabiliyorlar, oysa kainattan nasiplenmek için “dünyadan” bakmak gerekiyor vesselam..
En Güzel Ayakkabı
BİRKAÇ GÜN önce, İstanbul’un daha önce hiç görmediğim bir semtini gördüm. Büyük ve şaşaalı iş merkezlerinin önünden neredeyse her hafta geçtiğim bir semtin hemen bitişiğinde olduğunu bu vesileyle öğrendiğim bir semtini.
İstanbul’un, Türkiye’nin ve modern zamanların ‘iki yüzü’nü bir kez daha eleveren manzaralardı rastladığım. Bir tarafta çağdaş uygarlığın ‘vitrini’ diyebileceğimiz bir semt, öte tarafta bu vitrinin sahiplerine işgücü sağlayan komşu mekânlar. Bir tarafta refah, öbür tarafta fakirlik; bir tarafta şatafatlı büyük binalar, öte tarafta vaktiyle işe en yakın yerde ‘başını sokacak bir yer’ telaşıyla yapılmış, gecekondu kökenli bir yapılaşma…
Yazının tamamını okuyun »
Hemen hemen tanzimattan beri “ehl-i dünya” ya karşı bir mağlubiyet ve alttan alma psikolojisiyle karakteri ve duruşu şekillenen bir ehl-i din profili var bugün. Firengistanda kaşaneler diyar-i islamda viraneler gören Ziya Paşa psikozundan besleniyor alttan alta kendini pek belli etmese de.
Böyle olunca da içinde bulunulan ontolojik boşluk kendini tarifleme anlamında bir dışa bağımlılık sonucunu veriyor. Kendini hep bir ötekinin değili, ötekinin tersi, ötekinin düşmanı olarak tanımlayan, tanımlamaları hep kendi dışındaki duruş ve tarifleri refere eden bir ehl-i din profili duruyor önümüzde.
Hep bir şeylere alternatif oluşturma, sizde öyle varsa bizde de böyle var türü bir bağımlı duruş her sosyolojik hadise veya tanımlamada kendini hissettiriyor.
Yazının tamamını okuyun »
02 Ocak 2010
guncel
|
Yorum Yok
“Belki biri diyebilir ki: 
- “Mutluluk için hikmete ihtiyacın var!”
İyi ama hikmet nedir?
- “Mutluluk için seni hür kılacak hakikate ihtiyacın var!”
Peki, bizi hür kılacak hakikat nedir?”
Yazının tamamını okuyun »
“O, aramakla bulunmaz” der bir sehl-i mümteni, “fakat O’nu bulanlar arayanlardır.” Mükerrem bir varlık olarak insan hayatının temel problematiğini bu arayışa ilişkin sorular oluşturduğu gibi, insanlık tarihi de bu arayışın şekillendirdiği bir seyri anlatır. Bu seyrin sonucunu şu kelam-ı kibarla özetlemek mümkün: “O’nu bulan neyi kaybeder? Ve O’nu kaybeden neyi bulur?” Var oluşu/yaratılışı O’na nisbetle ya da O’ndan bağımsız olarak anlamlandırmak mümkün.
Yazının tamamını okuyun »
29 Aralık 2009
makale
|
Yorum Yok
Dua edenin, ‘Rabbim’ demesi, Allah’ın ‘efendim’ demesinin ta kendisidir.
Birisi her gece kalkıp Allah’ı anıyor, O’na dua ediyordu..
Şeytan ona dedi:
- Ey Allah’ı çok anan kişi, bütün gece Allah deyip çağırmana karşılık seni buyur eden var mı?..
Sana bir tek cevap bile gelmiyor, daha ne zamana kadar dua edeceksin?..
Yazının tamamını okuyun »
BİTEVİYE SIRADANLIKLARIN monotonluğu içinde yaşanıyor hayatlar. Ya da yaşamak perdesi altında sürükleniyor, hayat kod adıyla adem hesabına çalışıyor. Helaket ve felaketle maruf ve malul şu acib asrın, nam-ı diğer modernizm adlı aşuftenin cazibesinde batmaya yüz tutmuş dünyalar. Ne bir rahmet katresiyle gülün yüzüne kondurulan sabah şebnemleri çeliyor ruhumuzu, ne sonra gülün bast edilişi. Mehtabın kızıllığında ya da seher alacakaranlığında ruhumuzu hareleyen cemal tebessümleri aydınlatmıyor yüzümüzü. Güneş her sabah yeni bir renk uyandırmıyor gözbebeğimizde. Kulağımız ilahi orkestranın bahar şefiyle sunduğu doyumsuz konserinden zevk almıyor şimdi. Ne rüzgar Süleyman aleyhisselama söylediklerini söylüyor bize, ne dağlar Davud aleyhisselama söylediklerini. Ne taşlardan asâ-yı Musa dersi alıyoruz, ne ateşten âzâ-yı İbrahim.
Yazının tamamını okuyun »
Bilmek bir fiil midir yoksa zarf mıdır … Bilen fail midir münfail midir .. bilmek niceliksel midir niteliksel midir… bilmenin bilgisi olur mu.. bilmek bile bile mi bilmektir…. Yoksa bilmek bildirilmekten mi ibarettir… biline nin bilgisi de bilinmek sıfatına layık mıdır… biline nin bilgisi de bilmek ten sayılır mı.. biline nin mi bilenin mi bilgisine talip olmak gerekir… bilmek bilinmenin bir türü müdür…bilmek servimidir gül müdür…yoksa servi-gül endam mıdır… kuzuyu kurt ile yaymak mıdır… vücut seyrini kılmak mıdır…
Yazının tamamını okuyun »
Modern zamanların güç, iktidar, zenginlik ve her ne pahasına olursa olsun başarı odaklı hayat tasavvurundan fazlasıyla etkilenmiş bugünün ehl-i dini olarak, uzaklaştığımız, uzağında kaldığımız, yabancılaşmaya başladığımız bir “hayat” ve “dünya” okumasına bizi davet eden hikmetli, bereketli müthiş bir yazı. Murat Türker Hocam’a teşekkürler, kalbini ve kalemini Rabbim hikmet ve teenni ile rızıklandırsın..
Yamalı şalvar
İZLENİMLERİMİ ALLAH izin verirse önümüzdeki yazılarda aktaracağım ama kısa bir süre öncesinde yaptığımız Van gezisinden aklımda kalan en çarpıcı ânın, Üstad Bediüzzaman’ın Ankara’da milletvekillerine hitâb ederken giydiği şalvara ellerimle dokunduğum ân olduğunu ifade etmeliyim.
Van’da kaldığı esnada yaklaşık 2 yıl Üstad’ın hizmetini gören Molla Hamid Ekinci ağabeyin oğlu Hasan Ekinci, grubumuza yaptığı sohbet esnasında mezkûr şalvarın kendisinde olduğunu söylediğinde bir büyük hevesle gittim evine…
Yazının tamamını okuyun »
17 Ekim 2009
makale
|
Yorum Yok
video management, video solution, video streaming
Beyaz ışığın kör edici flaşı
Gazze’nin semasını aydınlattı bu gece
İnsanlar koşuşuyor gizlenmek için
Yaşıyorlar mı yoksa ölüler mi; bilmiyorlar bile?
Tankları ve uçakları ile geldiler
Öfkeli ateşleri ile her yeri yakmaktalar
Hiçbir şey bırakmadan
Toz duman arasından bir çığlık duyuluyor
Yazının tamamını okuyun »
03 Ekim 2009
video
|
1 Yorum
video management, video solution, video streaming
Efendimiz şöyle buyurmuş: “ Bu din Garib olarak başlamıştır ve yine garib olacaktır. Müjdeler olsun o gariblere (Tuba lil guraba!))” Garib “gurub” kökünden gelir. Uzaklaşmak, uzağında kalmak anlamındadır.
Yazının tamamını okuyun »
28 Eylül 2009
video
|
Yorum Yok