Beni Takip Edin !

30
Mayıs
2010

Bu memlekette oluşacak bir özgürlük ve eşitlik ortamının insanların akıllarını ve kalblerini din-i mübin-i İslam dan yana bir ihtizaza getirmesinden korkan, hayatını İslamiyet düşmanlığına hasr etmiş modern zaman firavunları tarafından akıllara ziyan sebebler bahane edilerek asılan demokrasi ve özgürlük fedaisi merhum başbakanımız Adnan Menderes’in idam edilişinden hemen önce kaleme aldığı ve özellikle kendisini idam eden “müşterek bozgunculuk komitesi” (mbk) ne hitap ettiği mektubunu paylaşmak istiyorum.

Nur içinde yatsın, mekânı cennet olsun.

O’na o muameleleri reva gören zihniyetin hizmetçileri için de söylenebilecek tek bir söz var:

“Zalimler için yaşasın cehennem”

Devamını okuyun

                  “Kadın sorunları” tartışmalarında şu veya bu şekilde taraf tutanların önemli bir kısmı sözkonusu terkibin ‘kadın’ kısmını öne çıkarmaktan hoşlanıyorlar. Sözgelimi daha muhafazakâr yorumlara eğilim duyanlar “Kadın bir çiçektir, bir güldür, ihtimam ister” gibi, dindar olsun olmasın modern kadının ne anlam vereceğini bilemediği güya romantik sözler sarfetmekle hoş ve şirin (!) bir duruş sergilediklerine inanırlarken, iyiden iyiye gerilmiş olan tartışma urganının diğer tarafından tutanlar ise kendilerince işbu “çiçek, gül” benzetmelerini Sevgililer Günü’ne mahsus zevzeklikler mertebesinde telakki edip daha çağdaş, daha erkeksi, daha dayanıklı (!) yorumlar öne sürmekle sözümona “daha gerçekçi” bir mevkiye yerleştiklerini düşünüyorlar.

Devamını okuyun

open source video, online video platform, video streaming, video solutions      Prof Dr Ahmet Akgündüz Hocam  ilmini, hizmetlerini   ve ateşin hitabetini eskiden beri takdir ettiğim çok kıymetli ve muhterem birisidir. Rabbim ilmini artırsın, hayırlı uzun ömürler versin, onun gibi ehl-i ilmin de sayısını artırsın.

Kendisi 26 Mart Cuma günü Ülke Tv de ki sıra dışı programında Ustad  Bediüzzaman Said Nursi ile ilgili eskiden beri değişik şekillerde dillendirilen ancak son zamanlarda yoğun olarak gündemde olan soruları cevaplandırdı. Programda konu edilen bazı konu başlıkları şöyleydi :

 

Devamını okuyun
25
Mart
2010

Boyun eğmek miydi benim yaptığım? Düşünüyor, düşünüyor, içinden çıkamadığım labirentler kuruyordum yüreğimin en ıssız yerinde. Kazanmak mıydı, kaybetmek miydi? Bu nasıl işti ki, doğrunun ne olduğunu bulamıyordum. Aklımda bu çelişkiler uçuşurken annemin sözleri geliyordu aklıma. “Yavrum, baban seni ne zorluklarla okutuyor. Çatlak elleriyle kazandığı parasını cebine koymadan senin bankadaki hesabına yatırıyor. Yine çalışmaya başlıyor, yine kazanıyor, yine senin, yine sizin için harcıyor” diyordu.

Devamını okuyun
07
Şubat
2010

 

Sevgili Metin Karabaşoğlu nun aşağıdaki yazısı, genelde dünyaya, dünyalık olanlara, özelde eşyaya karşı duruşumuzdaki güzellik ve çirkinlik algılarımız konusunda hikmetli bir ders veriyor.  Neye talip olmamız gerektiğini anlamak için “dünya” ya bakmayı aşıp “dünyadan” bakmayı başarmamız gerekiyor. Dünyaya bakanlar ancak dünyadan nasiplerini artırabiliyorlar, oysa kainattan nasiplenmek için “dünyadan” bakmak gerekiyor vesselam..

En Güzel Ayakkabı

BİRKAÇ GÜN önce, İstanbul’un daha önce hiç görmediğim bir semtini gördüm. Büyük ve şaşaalı iş merkezlerinin önünden neredeyse her hafta geçtiğim bir semtin hemen bitişiğinde olduğunu bu vesileyle öğrendiğim bir semtini.

İstanbul’un, Türkiye’nin ve modern zamanların ‘iki yüzü’nü bir kez daha eleveren manzaralardı rastladığım. Bir tarafta çağdaş uygarlığın ‘vitrini’ diyebileceğimiz bir semt, öte tarafta bu vitrinin sahiplerine işgücü sağlayan komşu mekânlar. Bir tarafta refah, öbür tarafta fakirlik; bir tarafta şatafatlı büyük binalar, öte tarafta vaktiyle işe en yakın yerde ‘başını sokacak bir yer’ telaşıyla yapılmış, gecekondu kökenli bir yapılaşma…

Devamını okuyun

Hemen hemen tanzimattan beri “ehl-i dünya” ya karşı bir mağlubiyet ve alttan alma psikolojisiyle karakteri ve duruşu şekillenen bir ehl-i din profili var  bugün.  Firengistanda kaşaneler diyar-i islamda viraneler gören Ziya Paşa psikozundan besleniyor alttan alta kendini pek belli etmese de. 

Böyle olunca da içinde bulunulan ontolojik boşluk  kendini tarifleme anlamında bir dışa bağımlılık sonucunu veriyor. Kendini hep bir ötekinin değili, ötekinin tersi, ötekinin düşmanı olarak tanımlayan, tanımlamaları hep kendi dışındaki duruş ve tarifleri refere eden bir ehl-i din profili duruyor önümüzde.

Hep bir şeylere alternatif oluşturma,  sizde öyle varsa bizde de böyle var türü bir bağımlı duruş her sosyolojik  hadise veya tanımlamada kendini hissettiriyor.

Devamını okuyun

“Belki biri diyebilir ki:

- “Mutluluk için hikmete ihtiyacın var!”

İyi ama hikmet nedir?

- “Mutluluk için seni hür kılacak hakikate ihtiyacın var!”

Peki, bizi hür kılacak hakikat nedir?”

Devamını okuyun
29
Aralık
2009

“O, aramakla bulunmaz” der bir sehl-i mümteni, “fakat O’nu bulanlar arayanlardır.” Mükerrem bir varlık olarak insan hayatının temel problematiğini bu arayışa ilişkin sorular oluşturduğu gibi, insanlık tarihi de bu arayışın şekillendirdiği bir seyri anlatır. Bu seyrin sonucunu şu kelam-ı kibarla özetlemek mümkün: “O’nu bulan neyi kaybeder? Ve O’nu kaybeden neyi bulur?” Var oluşu/yaratılışı O’na nisbetle ya da O’ndan bağımsız olarak anlamlandırmak mümkün.

Devamını okuyun

Dua edenin, ‘Rabbim’ demesi, Allah’ın ‘efendim’ demesinin ta kendisidir.

Birisi her gece kalkıp Allah’ı anıyor, O’na dua ediyordu..

 Şeytan ona dedi:

 - Ey Allah’ı çok anan kişi, bütün gece Allah deyip çağırmana karşılık seni  buyur eden var mı?..

Sana bir tek cevap bile gelmiyor, daha ne zamana kadar dua  edeceksin?..

Devamını okuyun
23
Aralık
2009

BİTEVİYE SIRADANLIKLARIN monotonluğu içinde yaşanıyor hayatlar. Ya da yaşamak perdesi altında sürükleniyor, hayat kod adıyla adem hesabına çalışıyor. Helaket ve felaketle maruf ve malul şu acib asrın, nam-ı diğer modernizm adlı aşuftenin cazibesinde batmaya yüz tutmuş dünyalar. Ne bir rahmet katresiyle gülün yüzüne kondurulan sabah şebnemleri çeliyor ruhumuzu, ne sonra gülün bast edilişi. Mehtabın kızıllığında ya da seher alacakaranlığında ruhumuzu hareleyen cemal tebessümleri aydınlatmıyor yüzümüzü. Güneş her sabah yeni bir renk uyandırmıyor gözbebeğimizde. Kulağımız ilahi orkestranın bahar şefiyle sunduğu doyumsuz konserinden zevk almıyor şimdi. Ne rüzgar Süleyman aleyhisselama söylediklerini söylüyor bize, ne dağlar Davud aleyhisselama söylediklerini. Ne taşlardan asâ-yı Musa dersi alıyoruz, ne ateşten âzâ-yı İbrahim.

Devamını okuyun