Beni Takip Edin !

Hemen hemen tanzimattan beri “ehl-i dünya” ya karşı bir mağlubiyet ve alttan alma psikolojisiyle karakteri ve duruşu şekillenen bir ehl-i din profili var  bugün.  Firengistanda kaşaneler diyar-i islamda viraneler gören Ziya Paşa psikozundan besleniyor alttan alta kendini pek belli etmese de. 

Böyle olunca da içinde bulunulan ontolojik boşluk  kendini tarifleme anlamında bir dışa bağımlılık sonucunu veriyor. Kendini hep bir ötekinin değili, ötekinin tersi, ötekinin düşmanı olarak tanımlayan, tanımlamaları hep kendi dışındaki duruş ve tarifleri refere eden bir ehl-i din profili duruyor önümüzde.

Hep bir şeylere alternatif oluşturma,  sizde öyle varsa bizde de böyle var türü bir bağımlı duruş her sosyolojik  hadise veya tanımlamada kendini hissettiriyor.

Lise yıllarımdan beri her yılbaşında bu ülkenin  ehl-i din insanları “Mekke nin fethi”  ni kutlarlar. Yani her yıl Mekkenin fethi  miladi yılbaşına denk gelir. Demek oluyor ki, Mekkenin fethi nin yıldönümü için belirlenen zaman ölçeği olarak miladi takvim belirleyici kabul ediliyor. Miladi takvim yani, önce Roma imparatoru julien’in sonrada 16.yy da papa 13. Gregoryanın tanzim ettiği takvim.  Yani her yılbaşı, birilerinin yılbaşı kutlamasının “bizim” taraftaki karşılığı haline getirilmiş bu uygulama için yine aslı batılı olan  bir ölçek esas kabul ediliyor. (böyle düşünmeyip böyle yapmayanların iyi niyeti bu yazdıklarımdan varestedir bu yazının konusu da kişilerin niyetleri değil bir fiilin arkaplanındaki küçük bir ayrıntıyı (!) deşifre etme çabasıdır.) (Buradaki asıl meselenin gregoryen takvime dayalı bir miladi takvimin şuan kullanıyor olmasıyla bir ilgisi olmadığını sadece İslam tarihi ve Müslümanlar için çok önemli bir hadisenin birilerinin yılbaşılarına nazire haline getirilişinde de ölçek olarak kabul edilmesindeki ironik durum olduğunu söylemeye gerek yok sanırım)

Bunda ne tuhaflık var diyorsanız size İmam-ı Ali efendimizin bir Yahudi ile geçmiş muhaveresini aktarayım.

Birgün bir yahudi, Hz Ali’ye :

– Ya Ali. Bana öyle bir sayı söyleki bu sayı hem 2 ye, hem 3’e, hem 4’e, hem 5’e, hem 6’ya, hem 7’ye, hem 8’e, hem 9’a, hem 10’a tam olarak bölünebilsin.

Hz. Ali yahudiye :”bu sualine cevap verirsem müslüman olurmusun?” diye sormuş. Yahudi bu teklifi kabul etmiş. Bunun üzerine Hz. Ali o’na şu cevabı vermiş :

– Haftanın günlerini ayın günleriyle, çıkan sonucu ise senenin günleriyle çarp. Elde edeceğin sayı hem 2’ye, hem 3’e, hem 4’e, hem 5’e, hem 6’ya, hem 7’ye, hem 8’e,hem 9’a, hem 10’a tam olarak bölünecektir.

Yahudi haftanın günlerini (7) ayın günleriyle (30) elde ettiği sayıyı (210) ise yılın günleriyle (360) çarpmış ve 75.600 sayısını bulmuş. Bu sayısının gerçekten de istediği gibi bir sayı olduğunu görünce müslüman olmuş.

 

Şimdi bu alıntının İmam-i Ali efendimizin matematik zekâsına atfen bizleri heyecanlandırmaktan öte bu konuyla ilgili nasıl bir anlama tekabül ettiğini nasıl anlayabiliriz. Sanırım bunun için yılın günlerine dikkat etmek gerek. İmam-ı Ali efendimizin yılın günlerini saydığı ölçek besbelli ki bizim Mekke nin fethini her yıl yılbaşına denk getiren ölçek değil. Çünkü bizim ölçekte yılın günleri hiçbir zaman 360 etmiyor.

Alternatif oluşturanlar bir anlamda alternatifi olduklarının mevcudiyetine  kuvvet verirler ve maça çıkmakla hükmen mağlup olmuşlardır.

Oysaki  Mekke nin fethi ramazan ayında vuku bulmuştur, hatta oruçla ilgili bazı ruhsatların  Rabb-i Rahimleri tarafından müminlere ikram edildiği bakara-184  ayeti bu sefer sırasında oruç tutmanın iyice zorlaştığı bir vasatta nazil olmuştur. Hem miladi takvime göre de zaten Mekke nin fethi 31 aralık değil 10 ocak tarihine tekabül etmektedir. 

Her halükarda bir yerlerde yanlışlık olduğu kesindir vesselam…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir