Beni Takip Edin !

25
Mart
2010

Boyun eğmek miydi benim yaptığım? Düşünüyor, düşünüyor, içinden çıkamadığım labirentler kuruyordum yüreğimin en ıssız yerinde. Kazanmak mıydı, kaybetmek miydi? Bu nasıl işti ki, doğrunun ne olduğunu bulamıyordum. Aklımda bu çelişkiler uçuşurken annemin sözleri geliyordu aklıma. “Yavrum, baban seni ne zorluklarla okutuyor. Çatlak elleriyle kazandığı parasını cebine koymadan senin bankadaki hesabına yatırıyor. Yine çalışmaya başlıyor, yine kazanıyor, yine senin, yine sizin için harcıyor” diyordu.

Bunu düşünürken benim doğrularım bu sefer karşıma dikiliyordu hesap sorarcasına; “Bunu yapamazsın! Sen bir sancak taşıyorsun. Annenin istediğini yaparsan sancağı yere düşürmüş olacaksın” diyordu. Gecenin sessizliği aynıydı. Saatimin yelkovan sesi de. Ama akrep durmadan ilerliyordu. Gecenin üçü, dördü, beşi…Gözlerim uykuyu unutmuştu. Ne yapacaktım? Annemi düşünmemeliydim. Davam; benim davam. Çölleri gül bahçesine çeviren davam. Yetimin boynunu büktürmeyip, dik tutan davam. Mazlumun duasını duyabilecek kadar yakın, onu güldürecek kadar merhametkâr davam. Gözlerimden süzülen yaşlar, boyun eğmeyeceğimin mührüydü. Ya annem, ya babam, ya evimizin soğuk duvarları? Sabah namazlarına kalkan annemi küçük gören babamın yüzü? O eve nasıl giderdim?

   Kalmak çözüm müydü? Bilmiyorum. Tüm bunların, bu çelişkilerin sebebini söylemeye gerek var mıydı? Böşürtüsü artık klişe bir sorun olduğu için anlatmaya, açıklamaya gerek var mıydı?

   O eve gitmek istemiyordum. Evde babam, okulda hocalarım hor görüyordu başörtümü. Sonunda ayaz kışlara meydan okumak için yola çıkan küçük bir kırlangıç kuşu gibi, yolun sonunda ümitlerim beni ümitsizliğe götürdü. Başörtümün yerine artık başımda bir peruk taşıyacaktım. Nasıl yaptığımı bilmiyorum. Ama o gün, evet o gün taşlara imrenmiş, onların yerinde olmayı ne kadar da çok istemiştim. Derslerde mahkum olduğumu hissediyorum. Başımı kaldırmak yasaktı. Her yasağı devlet koyacak değildi ya, bu yasağı da ben koymuştum. Aslında ben değil, 12 yaşımdan beri sahip olduğum hissiyatım koydu. Sınıftan dışarı çıkmak yasak. Lavaboya gitmek yasak. Su içmeye gitmek yasak. Yani sınıfta, sadece belli bir noktaya bakarak oturmak yasak değildi. Utanıyordum sıralardan, koridorlardan, lavabolardan. Sanmayın insanlardan. Hem çevremde onlardan pek kalmamıştı. Onların farkı yoktu herhangi bir dört ayaklıdan.

   Peki ben, kişiliğim? Kendimi bukalemundan farksız hissediyordum. Öğrencilik bana çok uzaktı. Halbuki, derslerde imza föyüne imza atan bendim.

   Özgürlük! Meğer ne kadar özgür müşüm bu zulümlerden önce. Örtüyü başıma taktıktan sonra dünyalar benim oluyor. Çünkü gülmek yasak değil, lavaboya gitmek yasak değil, etrafa sınırsız bakmak yasak değil. Her şeyi yapabilirim. Çünkü örtüm var başımda.

   Hey özgürlük! Meğer özgürlüğün adı başörtüsüymüş.

 

(Aydan ŞENALP)

 

 

 

 

 

Etiketler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir