Beni Takip Edin !

                  “Kadın sorunları” tartışmalarında şu veya bu şekilde taraf tutanların önemli bir kısmı sözkonusu terkibin ‘kadın’ kısmını öne çıkarmaktan hoşlanıyorlar. Sözgelimi daha muhafazakâr yorumlara eğilim duyanlar “Kadın bir çiçektir, bir güldür, ihtimam ister” gibi, dindar olsun olmasın modern kadının ne anlam vereceğini bilemediği güya romantik sözler sarfetmekle hoş ve şirin (!) bir duruş sergilediklerine inanırlarken, iyiden iyiye gerilmiş olan tartışma urganının diğer tarafından tutanlar ise kendilerince işbu “çiçek, gül” benzetmelerini Sevgililer Günü’ne mahsus zevzeklikler mertebesinde telakki edip daha çağdaş, daha erkeksi, daha dayanıklı (!) yorumlar öne sürmekle sözümona “daha gerçekçi” bir mevkiye yerleştiklerini düşünüyorlar.

Benim nazarımda “kadın sorunları” terkibinin ‘sorun’ kısmı, ‘kadın’ kısmından daha çok ilgiyi hakediyor; zira bu sorunların insan’a nisbeti kadın’a olan nisbetinden daha belirleyici, daha köklü, daha gerçekçidir. Ölüm sorununu kadın’a nisbetle tartışmak, ölümün insan’a nisbetini görmek ve göstermek isteyen düşünme tarzının çağrısına kulak kapamakla mümkün olabilir ancak. Kadın ne çiçektir, ne çelik; ne güldür, ne de gülle! Benzetmelerin çekiciliğinden istifadeyle kadını öne çıkaranlar, sorun’u örttüklerini nedense görmüyorlar. Kendilerini tanımaktan mahrum kadınlar, kendilerini tanımaktan mahrum erkeklerin yalanlarıyla hoşça vakit geçirmeyi yeğleyip özlerinde saklı duran o nicedir ihmal ettikleri insanî özü tanımaya vakit ayırmıyorlar. Oysa insan’a, insanı tanımaya vakit ayırmak ve dahi Hz. İnsan’la tanışmayı hayatın gayesi bilmek gerekir.

Kadın Hz. İNSANa giden yolun menzillerinden sadece bir menzildir. Bir istikamete işaret eden bir tabelanın, bir göstergenin önünde çakılıp kalmak ve işaret edilen istikamette ilerlemek yerine durup gösterge karşısında oyalanmak, “Aaa! Cambaza bakın!” deyince şaşkın bakışlarını göğe çeviren safdil kalabalıkların şaşkınlığından istifadeyle onları soyanların, yani insan’ı tanımaya niyet ve kabiliyeti olmayanların başvurduğu yollardan biridir.

Erkeklerin kadınlaşmasına ve kadınların erkekleşmesine dair yazdıklarımı eleştirmek arzusunda olanların, bir İslâm âliminin, Said Nursî’nin şu beyti üzerinde düşünmelerini de tavsiye ederim:

İzâ teennese’r-rical’us-süfeha bi’l-hevesât

İzen tereccele’n-nisa’un-nâşizât bi’l-vekahât

Yani: “Zayıf karakterli erkekler heveslerine tâbi olup [bile isteye] kadınlaştıklarında, arsız kadınlar da hiç utanıp çekinmeden [ister istemez] erkekleşirler.”

Demek ki “erkekleşme-kadınlaşma” tabirlerini kavramsallaştırarak kullanan bir tek ben değilmişim.

Şimdi bu beytin de içinde yer aldığı pasajı —önemsiz birkaç düzeltmeyle Üstad’ın Lemeât ile Sözler adlı eserlerinden aktarmak suretiyle— dikkatlerinize sunmak isterim.

— “Kadınlar yuvalarından çıkıp ‘beşer’i yoldan çıkarmış; yuvalarına dönmeli. Mimsiz medeniyet [deniyet] taife-i nisa’yı yuvalardan uçurmuş, hürmetleri de kırmış, mebzul metaı yapmış. Şer’-i İslâm onları rahmeten davet eder eski yuvalarına. Hürmetleri orada, rahatları evde, hayatı ailede. Temizlik ziynetleri, haşmetleri hüsn-i hulk, lütf-i cemali ismet, hüsn-i kemâli şefkat, eğlencesi evlâdı. Bunca esbab-ı ifsad… demir sebat kararı lâzımdır, tâ dayansın. Bir meclis-i ihvana güzel kadın girdikçe riya ile rekabet, hased ile hodgâmlık depretir damarları; yatmış olan hevesât birdenbire uyanır. Taife-i nisa’da serbestî inkişafı, sebep olmuş beşerde ahlâk-ı seyyienin birdenbire inkişafı. Şu medenî beşerin hırçınlaşmış ruhunda, şu suretler denilen küçük cenazelerin, mütebessim meyyitlerin rolleri pek azîmdir, hem müthiştir tesiri. Memnû heykel ve suretler ya zulm-i mütehaccir, ya mütecessid riya, ya müncemid hevestir, ya tılsımdır celbeder o habis ruhları.”

Said Nursî’nin bu mütalaarını nazar-ı itibara almaksızın ileri-geri konuşanların ileri gitmeleri de, geri kalmaları da doğrusu beni ilgilendirmiyor. Çünkü böyleleri bir metinde ne söylendiğini değil sadece, metinde ne söylenmek istendiğini de anlamaya çalışmıyorlar. Anlamak için önce yavaşlayıp durmak ve düşünmenin ihtiyaç duyduğu sükuneti kendisine sağlamak lâzımdır; zira (bir yerde) durmayanlar anlayamazlar.

Modern kadının evsizliği, reçel yapmayı unutuşu, anneannesinden veya babaannesinden utanışı, anneliği terkedişi, kısacası erkekleşme sürecine dahli dindar kadınları da kapsıyor. Çünkü dindar kadın da “İşte kadın!” denecek durumdan gittikçe uzaklaşıyor. Said Nursî’nin “Zayıf karakterli erkekler heveslerine tâbi olup [bile isteye] kadınlaştıklarında, arsız kadınlar da hiç utanıp çekinmeden [ister istemez] erkekleşirler” sözünden de anlaşılacağı üzre, bu sorun, modern kadına özgü bir sorun değil, modern insana özgü bir sorun.

Tartışmanın ‘kadın’ üzerinden sürdürülmesi sadece ‘kadın’ adına bir kayıp değil, ‘erkek’ adına da bir kayıp sayılmalı. Çünkü olan insan’a oluyor; bunca vâveyla arasında ‘Hz. İnsan’ denen cevher buharlaşıp yok oluyor.

Dücane Cündioğlu

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir