Beni Takip Edin !

02
Ekim
2016

RAHMETİ HERŞEYİ kuşatmiştir O’nun.

Ve o, rahmetin en latif, en berrak, cemalin en saf, kemalin en aziz şarkisidir. Şu kainatin canli cansiz tüm sakinleri, her daim söyler dururlar bu en oldurucu ve erdirici şarkiyi. Denizler dudaklarini dalga dalga uzatir, “Ya Celil, Ya Celil” diyerek, o celal bestesini haykirirlar her an. Zaman olur, buharlaşip semaya gider, bulut libasini giyer, arzi dolaşir, daglar, tepeler, ovalar, şehirler aşar, Rahmet götürür gittigi yerlere. “Bulutların geçişi gibi” ömür dakikalarının geçişini hatırlatır, fanilik mührünü vurur geçtiği yerlere.

Ve an olur, “yağmur başına arş!“ emrini alır, zerre zerre kucaklar toprağı, katre katre tevhidi heceler, kah toprağın çatlak dudağına kondurulan bir Rahmet öpücüğü olur, kah laleninin al dudağında, beyaz zambağın kollarında inci-misal sabah şebnemleri olur. Penceremizi tıkırdatır kimi zaman, nota nota, damla damla, tevhidin bu en doyumsuz bestesini dinleriz. Damla damla vahdeti hecelemesine şahit oluruz. Dünyanın güzelliği onunla tekrar ve tekrar halelenir, bir Rahmet tacı olarak giydirilir arzın alnına. Her damla bir nakış olur, işlenir arzın gül yüzüne ve gülün yüzüne. Zaman olur, tohuma misafir olup, köklerle söyleşir, dal olur, yaprak olur, hayatın kapısını aralar, merhabalaşır onunla. “En hafi ve en dakik nakş-ı nezih-i sanata “ dair sırların tercümanı olur. Tohum çatlar onun aşkından, aşkın ateşi yaşamak ateşine kuvvet verir, filizlenir sünbül verir sonra. Cansızlar onunla canlılığa bürünür. Rahmetin heykeli, Rezzakiyetin abidesi oluverir. Zerre zerre hayat için çabalar, Muhyi ve Rezzak olana dair işaretler sunar suya muhtaç gönüllere. Kainat dile gelir onunla, hep beraber nutka gelmiş hak lisanıyla Vahdet ve Tevhide dair musika-i ilahiyeyi haykırırılar. Her bahar çiçeklerle, seslerle, renkler ve biri bin türlü ahenkle bezeli bir buket halinde ikram edilir hasretlilerine. Arzın güzün soyunduğu canlılığını, bahar da yeniden giyinmesi için Rabb-i Rahim vesile kılar onu. Ve arzın sathı Rabbin umumi sofrası, bahar onunla hayatın boy aynası oluverir. Ne ki sonra yeniden denizlere taşınır, aslına rucu eder. Belki de bunun için şair “Her damla, mutlaka denizine ulaşir bir gün” demiştir. Denizlerden bulutlara, bulutlardan topraga, topraktan denizlere, bu Rahmet seyahati böylece devam edegelir.

Vefalı bir dosttur da aynı zamanda. Her sabah gelir ziyaretimize aksatmadan. Sabahları onun yüzünü görmeden rahat edemeyiz. Yüzümüzü okşar yumuşakca, elimize dokunur serince. Barajlardan, göllerden, denizlerden, buluttan, tohumdan, dağlardan, tepelerden, ovalardan selamlar getirir bize. Ve onunla bestelenen şefkat ve merhamet bestesi Rahmet fezasında yankılanır her sabah. Ne ki biz ona karşı vefalı değilizdir, “sudan ucuz” deriz kıymetsizlik ölçüsü olarak. Hor görürüz, hakir görürüz onu. Yokluğunda anlarız ab-ı hayat olduğunu. Ama o hiç aldırmaz bunlara, gürül gürül akmaya, çağıl çağıl çağlamaya devam eder. Hiç ayırım yapmadan herşeye sızar, hepsini kucaklar, herbirini okşar, merhametin, şefkatin en berrağına, en lekesizine ayine olur. Hayatı dalgalandırır dünyanın her karesinde. Söndürücü diye biliriz onu, doğrudur da. Ama aynı zamanda yakıcıdır da.Yaşamak ateşini yandırır. Zekanın karanlık gecesine, yaşamak aşkının yaktığı bir meşaledir. Ateş renginde dolaşır damarlarımızda, hayata dair aşkımızı ilan eder. Bu aşkı yaşamak, ehadiyeti yudumlamak, tevhide ram olmak, vahdetri soluklamak, ezel-ebed sultanının has muhatabı olduğunuzu, iliklerinizde dem ve damarlarınızda hissetmek mi istiyorsunuz; yudumlayın onu ve uzatın yanaklarınızı Rahmet damlacıkları değsin.

Değmez mi?

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir